4) RÖPORTAJ

 

“Merhaba. Bugünkü konuğumuz Bahadır Arıcı. Kendisi ile kitabı Tanrılarla Konuşmak üzerine sohbet edeceğiz. Hoşgeldiniz Bahadır Bey.”

“Hoşbulduk.”

“Bahadır Bey, Inviters ile neyi başarmayı hedeflemektesiniz?”

“Daha iyi bir dünya yaratmayı.”

“Daha iyi bir dünyadan ne anlıyorsunuz?”

“Basit aslında. Sadece 6 maddeyi yerine getirerek daha iyi bir dünya yaratmak mümkün.”

“Nedir o 6 madde?”

“Sıralayayım:

  1.     Şehir Devletlerinden oluşan bir Dünya Federasyonu kurulacak.
  2.     Bu Dünya Federasyonunda internet ve blockchain teknolojisi kullanılarak doğrudan demokrasi inşa edilecek.
  3.     Küresel para birimi olarak altın kullanılacak.
  4.     Dünya kaynakları eşit olarak bölüşülecek.
  5.     Evrensel temel gelir uygulamaya geçirilecek.
  6.     Kişilerin ve kurumların sahip olabilecekleri servetin bir üst sınırı olacak.”

“İsterseniz madde madde gidelim. İlk madde olarak Şehir Devletlerinden oluşan bir Dünya Federasyonu kurulmasından bahsediyorsunuz. Şimdi bunu parçalayalım. Birincisi neden şehir devletleri, neden şu haliyle var olan devletler değil, Avrupa Birliğinde olduğu gibi örneğin?”

“Bir Federasyon’da yaşadığınızı göz önüne aldığımda “Ne gerek var ki?” tarzı bu yaklaşımınızı anlayabiliyorum. Amerika Birleşik Devletlerini ele alalım bir anlığına. Bugün doğu yakası ve batı yakası hem de son derece hassas ve tartışmalı konularda bambaşka yasalara tabi olabiliyorlar değil mi? Bir eyaletten diğerine yasalar 90 derece değişebiliyor. Oysa hepiniz Amerikalısınız. Neden aynı yasalar altında yaşamıyorsunuz? Çünkü bu aptallık olurdu. O yüzden Federasyon her zaman merkezi yönetimden üstündür. Bir Amerikalı olarak siz tartışmalı A konusunda sizin düşündüğünüz gibi yasal düzenlemelere sahip Kaliforniya’ya taşınabiliyorsunuz mesela, o konuda tam tersi yasalara sahip eyaletinizi bırakıp. Böylece birbiriyle itişen bireyler yerine, daha homojen komünlere dönüşüyor eyaletler. Ama Amerikalılar kavga etmeyi bırakmıyorlar. Çünkü Devlet yönetiminde anlaşamıyorlar. Çünkü Batı yakası büyük çoğunluğuyla A partisi politikalarının ağırlıkla uygulandığı bir Devlet politikası isterken Doğu yakası büyük çoğunluğuyla B partisi politikalarının uygulandığını görmek istiyor. Oysa bunun basit bir çözümü var: Bir adım daha ileri gitmek. Her eyalet bir şehir devlet özerkliğini kazandığı ve Avrupa Birliği benzeri bir yapı altında birleşildiği bir Amerika Birleşik Şehir Devletleri.”

“Amerikan halkının bunu istediğini zannetmiyorum.”

“Ah, halkın ne istediğini düşündüğünü bir kenara bırakalım şimdilik. Biz daha iyi bir dünyayı, halk şu an bilmese de kendisi için daha iyi neyin olabileceğini tartışıyoruz.”

“Anlıyorum. Peki, Amerika Birleşik Devletleri’nin söylediğiniz gibi şehir devletlerinden oluşan gevşek bir birliğe dönüşmesi nasıl Amerikalıların faydasına olacak?”

“Öncelikle şu milliyet kavramını artık tarihin çöplüğüne atmalıyız. A şahsın, örneğin, milliyeti Amerikalıdır, evet, ama bu onun hakkında aslında pek de bir şey söylemez. Söylemediği gibi sonsuza kadar yapışır artık bu ona. Oysa o A şahsı New York’ludur. New York Brooklyn’lidir. New York Brooklyn Bushwick’lidir. İşte bu onun kültürüdür. Kaldı ki bu kültür ona milliyeti gibi yapışmaz. Pek çok üniversite öğrencisi tanıdım, hangi eyaletten olursa olsun, örneğin Seattle’a okumaya gidince, bir bakmışsın Seattle’lı oluyor. Onun için orada doğması gerekmiyor. Orada yaşayıp kültürünü içselleştirmesi yeterli.”

“Hala tam olarak Amerikalılara nasıl faydası olacağını anlamış değilim açıkçası.”

“Açıklayayım. Amerikalılar ülke yönetim sorununu nasıl çözüyorlar diye bir istatikçiye sorsanız, “çoğunlukla iki dönem bir taraf, sonraki iki dönem diğer taraf yönetiyor. Sırasını bekleyen karın ağrısı ile kıvranıyor. Zaten çoğunun ilk 5 yılda yaptığı bir öncekinin yaptıklarını tersine çevirmekten ibaret oluyor” derdi diye tahmin ediyorum. Oysa şehir devletlerinden oluşan bir birlikten söz ediyor olsaydık, eyalet nezdinde, örneğin Kaliforniya artık bir ülkeden farksız olacaktı. Tüm o karın ağrısı son bulacaktı. Birliğin görevi de, her Amerikalıyı ortak paydada buluşturan muasır medeniyet kurallarının düzenlenmesinden ibaret olacaktı.

Şimdi, dünyaya geri dönelim. Dünya sadece Amerika Birleşik Devletleri’nden ibaret değil sonuçta. Ve bu noktada maddenin ikinci kısmını hatırlayalım. Şehir Devletlerinden oluşan bir Dünya Federasyonu kurmak.”

“Bu noktada araya girmek durumundayım. Bahadır Bey, bir Dünya Federasyonu gerçekçi bir hayal mi? Gerçekçi gözlüklerle bakarsak, birinci dünya ülkeleri ve üçüncü dünya ülkeleri arasındaki sınırlar kalkarsa herkesin acı çektiği, on yıllar belki yüz yıllar sürecek olan bir kaos yaşanmaz mı?”

“Haklısınız. Benim de ilk etapta öyle bir niyetim yok zaten. Ancak şöyle düşünelim. Neden Avrupa Birliği? Neden Birlik değil sadece?”

“Biraz açar mısınız ne demek istediğinizi?”

“Nedir Avrupalılık, milliyetleri kenara atıp yerine başka bir milliyet koyma çabasından başka nedir?

Şöyle açıklayayım, Avrupa Birliği bir medeniyet birliğidir değil mi? O yüzden yüzlerce şartı vardır. Belirli bir medeniyet seviyesine ulaşmışların birliğidir. Öyleyse neden Avrupa ile sınırlı olsun? Bugün, örneğin Kanada’nın, Japonya’nın, Kore Cumhuriyeti’nin bu medeniyet seviyesine sahip olmadığını iddia edebilir miyiz? Öyleyse neden bu birliğin bir parçası olamasınlar? Şimdi, deminki Amerika Birleşik Şehir Devletleri’ne geri dönelim. Elbette böyle bir birlik kurulmasının taraftarı ya da savunucusu değilim. Onun yerine, Avrupa Birliği’nin Avrupa’sının çöpe atılıp, bir Dünya Medeniyetler Birliğine, kısaca Birliğe dönüşmesinden yanayım. Siz sanıyor musunuz, örneğin, bir referandum yapsak Kaliforniya’da, Kaliforniyalıların böylesi bir Birliğin bir parçası olmaya can atmayacaklarını? O zaman yapılması gereken şu: Bütün birinci dünya ülkelerini -kim bu birinci dünya ülkeleri? Avrupa Birliği standartlarına sahip tüm ülkeler- şehir devletlerine parçalayıp Birliğin çatısı altında toplamak. Elbette her şehir devletinde yapılacak federasyonla, şehir devletlerini oluşturan kitlelerin kendi iradeleriyle. Yani referandum şu şekilde yapılmalı: Her eyalet bağımsız olarak, “Bir şehir devleti olmak istiyor muyuz?” diye sormalı kendisine ve ardından da sormalı, “Birliğe katılmak istiyor muyuz?” Yoksa ülke genelinde “Biz şehir devletleri olup parçalanmayı ya da Avrupa Birliğine girmeyi istiyor muyuz?” gibi bir referandum yapmaktan bahsetmiyorum. Sonuçta çağımızın altın kuralı, her topluluk kendi kaderini tayine haizdir, değil mi?

Şüphesiz, örneğin, eski Amerika Birleşik Devletleri’ni oluşturan şehir devletlerden kimisinde çoğunluk, Birliğe katılmamak yönünde oy kullanabilir. Ancak azınlıkta olacak olan bu birkaç şehir devleti de, Dünya Medeniyetler Birliği’ni ve getirdiği imtiyazları gördükçe, kendi küçük dünyalarına gömülmek ve yavaş yavaş ikinci dünya ülkelerine benzemek yerine, pek yakın zamanda, Birliğin bir parçası olmak için sıraya gireceklerdir.”

“Ben bu referandumlardan bahsettiğiniz sonuçların çıkacağından şüpheliyim. Hele Brexit örneği karşımızdayken.”

“Ama temel kuralı unutuyorsunuz. Tüm ülkeye sorarsanız çoğu zaman doğru sonucu alamazsınız. Eğer İngiltere şehir devletlerinden oluşsaydı, örneğin Londra Birliğin içinde kalırdı. Kaldı ki, dediğim gibi, bugünkü Avrupa Birliği, benim bahsettiğim Birliğin duvardaki gölgesi gibi.”

“Yani siz Şehir Devletlerinden oluşan bir Dünya Federasyonu derken, Şehir Devletlerinden oluşan bir Birinci Dünya Ülkeleri Federasyonu’ndan bahsediyorsunuz öyle mi?”

“Evet, ilk aşamada öyle. Ama bildiğiniz gibi, listem 6 maddeden oluşuyor ve bu 6 maddeyi tamamladığımızda bu Birlik, o kadar hızlı, o kadar sorunsuz, o kadar ahenkli bir şekilde Dünya Birliği’ne dönüşecek ki, size söz veriyorum, başınız dönecek.”

“Peki bakalım. Sonraki maddeye geçelim öyleyse. İkinci madde, ilk maddeden de ulaşılamaz görünüyor. Diyorsunuz ki: Bu Dünya Federasyonu’nda internet ve blockchain teknolojisi kullanılarak doğrudan demokrasi inşa edilecek. Sizce doğrudan demokrasiyi uygulamak mümkün mü? Ve dolaylı demokrasiyi tu kaka yapan şey tam olarak ne?”

“Önce ikinci sorunuzu cevaplayayım. Siyasetçilerin tamamına yakını çıkarcı, manipülatör, aşağılık insanlardır. Çok azı iyi niyetli bir şekilde gerçekten içinde bulundukları topluma katkı sağlama kaygıları taşırlar ancak bu azınlığın çok büyük bir kısmı ister iktidarda olsunlar ister muhalefette, sadece yüzeysel pislikleri temizlemekle ilgilenirler. Derin pisliklere ellerini sürmezler, dahası süremezler. Gerçekten çok çok ufak bir azınlığı cesurca, ellerini ulaşabildikleri en derin pislikleri söküp atmakla paralarlar ancak aslında bu cesur insanlar da istisnasız her zaman muhalefettedirler ve ne kadar kendilerini parçalasalar da elleri o kadar da derinlere ulaşmaz. Zaten dolaylı demokrasinin doğası gereği siyasetçiler bu gerçek pisliklere ulaşamaz niteliktedirler ya da başka bir deyişle gerçek, derin pislikler kendilerini siyaseten ulaşılamaz olarak konumlandırmışlardır.”

“Nedir bu en derin pislikler, ya da kimlerdir, neden siyasiler bu pisliklere ulaşamaz, nasıl ulaşılmaz olurlar?”

“Bu konuya döneceğim ama önce doğrudan demokrasiden bahsedelim. Düşünüyorum da, mesela Kaliforniya Şehir Devleti’yiz diyelim. İnterneti kullanarak neden kendi kendimizi yönetmeyelim? Bir facebook grubunda tartışır gibi, neden hangi yasalarla yönetileceğimize kendimiz karar vermiyoruz? Zaten, neden yasa koyucu sınırlı bir kitle? Bir yasa önermek ya da yasa değişikliği teklif etmek, varoluşsal bir hak olarak, o şehir devletinde kim yaşıyorsa onun hakkı olmalı. Yanlış anlamayın. Ben sadece yasa koyucuyu ortadan kaldırmaktan bahsediyorum. Yoksa yürütme için gene bir Vali ve ekibi olacak, bizim seçeceğimiz. Bugün blockchain teknolojisine sahibiz. Yani güven içinde, internet üzerinden, herhangi bir vatandaş yasa teklifi öne sürebilir, yeterli oyu alırsa bu yasa teklifi yasa tasarısına dönüşür. Ve online olarak oylarız, referandum yaparız bu yasa tasarısının yasaya dönüşüp dönüşmeyeceğini.”

“Um, anlıyorum ancak yasa taslağı hazırlamanın her hangi bir vatandaşın yapabileceği bir şey mi olduğunu düşünüyorsunuz?”

“Hah, ne yersiz bir kaygı. Aslında sorunuzun cevabı evet, o kadar da zor bir şey değil. Kaldı ki, partiler, gruplar, komünler, oluşumlar, sendikalar olmaya devam edecek. Bu örgütler içinde hukukçular da olacak. Ve birlikte yasa teklifleri hazırlayarak, şehir devletinin menfaatine olduğunu düşündükleri bu tekliflerine destek bulmak için diğer örgüt ve bireylere kendilerini anlatacak, destek isteyecekler. Ancak siz de ben de, birey olarak, istersek, yasa teklifi hazırlayabileceğiz. Ve bu teklifleri facebook gruplarında, twiterda, diğer sosyal mecralarda tartışacağız, destek isteyeceğiz, destekleyeceğiz ya da karşı kampanyalar yapacağız. Eğer yasa teklifi yasa tasarısına dönüşürse referandum ile yani halkın gerçek iradesi ile bir sonuca ulaşacağız.”

“Peki sizin bu doğrudan demokrasilerinizde valiler siyasi kişiler olmayacaklar mı? Şu anki sistemden ne farkı olacak? Onlar da yozlaşmış bireyler olamazlar mı?”

“Damıtılmış bir yürütme yetkisi, şu anki sisteme yani yasama ve yürütmenin el ele verdiği dolaylı demokrasilere kıyasla gerçekten çok zayıf bir yetkidir yani hayır, şu ankinden çok farklı olacak. Kaldı ki, çoğunluğu huzursuz eden eylemlerde bulunursa vali, hemen bir referandumla yenisinin seçilmesi sonucuna ulaşılabilir. Oysa bunu dolaylı demokrasilerde yapamazsınız. Halkın böyle bir yetkisi yoktur. O yüzden endişelenmeyin, doğrudan demokrasilerde idareciler hiç bir zaman sevimli bir kedi olmanın ötesine gidemezler.”

“Toplumda histeri dalgası oluşama olasılığı yok mu? Yanlış politikalar toplum tarafından desteklenemez mi?”

“Bu, en iyi yönetim biçimi olan demokrasiden şüphe duymak oluyor. Öyle şeyler genelde ikinci dünya ülkelerinde, çok özel koşullarda cereyan eder. Ve ne olursa olsun, bu o şehir devletinin iradesidir yani geçerlidir ancak diğer birinci dünya şehir devletleri tarafından Birlik içinde uyarılma, dışlanma veya Birlik’ten atılma gibi sonuçları olabilir. Kaldı ki endişelenmeyin, bağımsız basın ve bu tür histeriler bir arada var olamaz.

Görüyorsunuz ya, şehir devletlerinde doğrudan demokrasi sadece pek kolayca uygulanabilir değil ayrıca tartışmasız en ideal yönetim biçimidir. Şehir devletini haşerelerden temizler ve toplum iradesinin kusursuzca ortaya çıkmasını sağlar. Böylece politikacıların, en iyi durumlarda aslında zaten çoğunluğun uzun yıllardır istediği ve aslında zaten varoluşsal haklar olan kimi yasaları geçirmeleriyle ortaya çıkan küçük düşürücü zaferlerden tatmin olunan günleri tarihe gömer; dahası, bu haşerelerin bizleri oyaladığı sözde meselelerin aşılarak gerçek değişimi sağlayacak düzenlemelerin, gerçek halk iradesinin müthiş bir hızla vücut bulmasını mümkün kılar.”

“Tamam. Doğrusunu söylemek gerekirse şehir devletlerinde doğrudan demokrasinin uygulanmasının mümkün olabileceğine ikna oldum diyebilirim ancak, derin pisliklerden, gerçek değişimi sağlamaktan bahsediyorsunuz ama bunun ne olduğunu söylemiyorsunuz. Söylediklerinizden, eğer dolaylı demokrasi yerine doğrudan demokrasi olsaydı, örneğin eşcinsel evliliklerin olandan bir kaç yıl daha önce yasalaşabileceğini anlıyorum. Bunun gerçekten dünyayı değiştirecek, daha iyi bir dünya yaratacak türde bir etki oluşturacak bir değişimmiş gibi görünmediğini söylemeliyim.”

“Haha, harikasınız, evet, ama daha ikinci maddeyiz. 6 maddeyi tamamladığımızda nedenin ve niçinin daha net ortaya çıkacağına eminim.”

“Bakalım. Öyleyse devam ediyorum. Üçüncü maddede küresel para birimi olarak altının kullanılması gerektiğini söylüyorsunuz.  Bu yeni bir şey değil ve neden altın değil para kullanmamız gerektiği üzerine kitaplıklar dolusu yayın var. Sizin görüşleriniz neler?”

“Ben size söyleyeyim neden altın kullanmamız gerektiğini. Çünkü dolar dışındaki herhangi bir para biriminin hiç bir değeri yok. Dünya ticareti dolarla yapılır. Kredi dolarla kullanılır ve dolar olarak geri ödenir. Dolar ise Amerika Birleşik Devletlerine ya da onun insanlarına ait bir değer değil. Federal Rezerv, bir kaç aileden oluşan banker karteline ait. Dahası, yıllardır basılan doların herhangi bir altın karşılığı da yok. Yani bize, Amerikan vatandaşı olan olmayan herkese düpedüz kağıt satıyorlar. Bu sona ermeli.”

“Açık söyleyeyim Bahadır Bey, teneke folyo şapkalılar gibi konuşuyorsunuz şu an.”

“Ha, öyle mi? Nasıl basit gerçekler, bu sabit olgular komplo teorisi olmuş oluyor? Federal Rezervin bir grup banker karteline ait oluğu gerçeğini yalanlıyor musunuz?”

“Hayır, ben öyle bir şey demedim. Ancak uzun zaman önce yapılmış olan anlaşmalar var.”

“Oh, uzun zaman önce yapılmış pek çok anlaşma var ve ben onları tarihe gömmeye kararlıyım.

Şunu tekrarlayarak açıklığa kavuşturayım: Bu banker karteli, sana, bana, bankalara, hükümetlere, tüm dünyaya 4.7 sent maliyeti olan kağıdı 100 dolara, ve akıl almaz miktarlarda satıyorlar. Buna bir son vermemiz gerek. Bu bağlamda 6. maddeyi konuşabiliriz.”

“6. maddede “Kişilerin ve kurumların sahip olabilecekleri servetin bir üst sınırı olacak.” diyorsunuz. Tam olarak neyi kastediyorsunuz?”

“Biraz istatistiklere bakalım. 10.000 kişide 1 kişi dünyadaki paranın %80’ine sahip. Bu absürt. Bunu değiştirmemiz gerek.”

“İnsanlar ya da aileleri çalışarak para kazanmışlar. Bu parayı öylece onlardan çalamazsınız. Siz bu parayı gasp edip insanlara dağıtsanız bile kimi insanlar tembel ya da sorumsuz ya da yeteneksiz ve bir şekilde paralarını bitirecekler ve bir iki nesle kalmadan tekrar gelir eşitsizliği doğacak. İnsanoğlunun doğası böyle.”

“Bitirmeme izin verin. İstatistiklerle devam edelim. Dediğim gibi, 10.000 kişide 1 kişi, dünyadaki paranın %80 ine sahip. Kaldı ki bu 9.999 kişi de kalan %20 lik serveti eşit olarak bölüşmüyorlar. Aslına bakarsanız bu 9.999 kişinin ezici bir çoğunluğunun tek kuruşu bile yok. Ve bu insanlar söylediğiniz gibi tembel, sorumsuz ya da yeteneksiz değiller, aksine yoğun saatlerde çalışıyorlar, pek çoğu iki işte birden çalışıyor ancak yaşadığımız sistem onlara herhangi bir servet biriktirmeyi bırakın, çoğu kez temel ihtiyaçlarını karşılamayı bile mümkün kılmıyor, hayallerinin ya da yeteneklerinin peşinden gitmelerini imkânsız kılıyor ve onları modern köleler olarak kullanıyor.”

“Bu söylediğiniz kitlenin büyük çoğunluğunu üçüncü dünya ülkelerindeki insanlar oluşturuyor.”

“Bu biraz duyarsız bir cevap oldu ve aslında tam da gerçeği yansıtmıyor. Dünyanın en büyük ekonomisine sahip Amerika Birleşik Devletleri’nde bile modern kölelik yaygın bir şekilde varlığını sürdürüyor.”

“Geçinmek için çalışmak zorunda olmak kölelik değildir.”

“Şimdi buraya bir nokta koyalım ve önce inşa edeceğimiz dünyayı konuşalım. Sonrasında kıyaslamamız daha kolay olur.”

“Hayhay. İnşa edeceğiniz dünyada gelir dağılımı nasıl olacak ve bu dağılıma nasıl ulaşacaksınız?”

“Önce bahsettiğim bu daha iyi dünyayı mümkün kılacak kaynağı nasıl yaratacağımızı söyleyeyim.”

“Dinliyorum.”

“Birlik sınırları içerisinde şahıslar için 100 milyon dolar, kurumlar için ise 1 milyar dolar servet üst sınırının konulacak. Tabi, para birimi altın olacağı için, bu paranın altın karşılığını kastediyorum. Ve bu rakamların üzerindeki tüm servet yarı bağımsız Birlik Şemsiye Vakfına aktarılacak. Bu aktarım işlemi, yıl içerisinde elde ettiği gelirlerle toplam serveti şahıslar için 100 milyon dolar, kurumlar için 1 milyar doların altın karşılığı üzerine çıkan kişilerden, bu servet fazlalılığının Birleşik Şemsiye Vakfına transfer edilmesi yoluyla her yıl tekrarlanacak dolayısıyla bu tek sefere mahsus elde edilen bir gelir değil, düzenli bir kaynak olmuş olacak.”

“Bu delilik. Sadece şahısların malvarlığını sınırlamıyorsunuz, kurumların da sınırlıyorsunuz. Peki bankalar, dev şirketler, krallıklar, imparatorluklar, kilise ne olacak?”

“Bu sınırlar bu saydıklarınız dahil tüm kişi, kurum ve kuruluşlar için geçerli.”

“Delilik! Söylediğiniz rakamın çok üzerinde değere sahip dev şirketler var. Onları küçülmeye mi zorlayacaksınız? Sonra ya krallıklar, ya kilise?!”

“Oh dev şirketlerin endişe etmelerine hiç gerek yok. Zira üretim araçları bu rakamların hesaplanmasına dahil edilmeyecek. Yani bir uçak şirketinin uçakları örneğin, hesaba katılmayacak. Ya da bir fabrikanın makineleri. Amacımız şirketleri küçültmek değil, aksine daha da büyümelerini istiyoruz. Sadece ne şirketlerin ne diğer kurumların ya da şahısların para istifi yapmalarını istemiyoruz. Bu bağlamda şirketler yıl sonunda fazla geliri ilan etmek yerine bu geliri yatırıma dönüştürebilir; gelişimin, ilerlemenin, istihdamın lokomotifi olmaya daha da büyük bir güçle devam edebilirler. Ancak bu noktada şunu belirteyim, arsa ve diğer gayrimenkulleri servet hesaplanmasına dahil ediyoruz. Bu şu demek, bir şahıs ya da kurumun serveti, arsanın büyüklüğü nedeniyle belirlenen servet sınırını aşıyor ise, servet sınırı üzerinde kalan değer karşılığı arsa Birlik Şemsiye Vakfına devredilecek ancak şahıs ya da şirket bu kendi gayrimenkulünü kiralayarak kullanmaya devam edebilecek.”

“Soruma cevap verin. Krallıklar, Kilise?”

“Hah, bu iki kurum için ne yersiz endişeleniyorsunuz. Bu kurumlar da, dediğim gibi, diğer kurumlar gibi belirlenen servet sınırına tabi olacak. Vatikan’ı ele alalım. Birliğin bir parçası olması durumunda, belirlenen değer üzerindeki nakitine el konulacak. Peki ya gayrimenkulleri? Altından yapılmış kuleleri, sanat eserleri? Bu tür değerler de, aynı gayrimenkuller gibi, Birlik Vakıf Şemsiyesine devredilecek ve kiliseye kiraya verilecek. Sonuç olarak kilise açısından değişen bir şey olmayacak. Aynı değerlere sahip olmaya devam edecek, sadece kirasını ödeyecek.”

“Kilise’nin böyle bir geliri yok!”

“Hahaha, bir gelir olmadan bu servet nasıl oluştu? Dediğim gibi, yersiz endişeleniyorsunuz. Kiliseler, bankalar, büyük şirketler, kralıklar ve taçsız hanedanlar varlıklarını ve inanın bana, hali hazırda sahip oldukları müthiş refahlarını sürdürmeye devam edecekler. Sizi temin ederim, bahsettiğim bu üst sınırlar o kadar yüksek ki, aslında yasa uygulamaya konunca pratikte etkisini bile fark etmeyecekler. Sadece istifledikleri inanılmaz para fazlasını alıyor olacağız. Size söz veriyorum, böylesi paralara ihtiyaçları yok.”

“Kabul ediyorum, bu şekilde servetlere el koyarsanız gerçekten de korkunç bir kaynak elde edersiniz. Dahası, bu şahıslar ve şirketler kar yapmaya devam edecekleri için, her yıl, dediğiniz gibi muazzam paralar bu bahsettiğiniz şemsiye vakfa akmaya devam eder. Ne yapacaksınız bu kadar para ile? Eğer bu parayı üçüncü dünya ülkelerine yığarsanız sadece oraların ekonomisini çökertmekle kalırsınız.”

“Elbette Birlik dışı ülkelere bu para ile müthiş bir kaynak aktaracağız ama önce Birlik içinde ne yapacağımızdan ve Birlik Şemsiye Vakfından bahsedeyim. 5. Maddede geçtiği gibi: Evrensel temel gelir uygulamaya geçirilecek.”

“Evrensel temel gelir uygulaması çokça tartışılan bir kavram ve açıkçası bunun için böylesine korkunç bir kaynağa ihtiyacınız yok hatta pek çok birinci dünya ülkesinde evrensel temel gelir uygulaması bu bahsettiğiniz kaynaktan bir kuruşa dahi ihtiyaç olmaksızın uygulanabilir.”

“Doğru. İzninizle sözünü ettiğimiz bu kaynağı nasıl harcayacağımızı açıklayayım: Öncelikle Birlik içerisinde eğitim ve sağlık hizmetleri ücretsiz olacak.”

“Hah, kulağa komünizm gibi geliyor. Ayrıca bu söylediğiniz şey bugün zaten birçok birinci dünya ülkesinde uygulanıyor.”

“Doğrusu komünizmi bir yergi unsuru olarak kullanmayı pek anlamıyorum. Lütfen devam etmeme izin verin.”

“Buyurun.”

“Birlik içerisinde eğitim ve sağlık hizmetleri tamamen ücretsiz olacak. Kişilere doğumları ile birlikte bir evrensel temel gelir aylığı bağlanacak. Bu aylığın tamamı, kişinin doğumundan ilkokula başlayana kadar, çocuğun masraflarının karşılanması için ebeveyne verilecek. Çocuğun ilkokula başlaması ile birlikte aylığın büyük çoğunluğu ebeveyne verilmeye devam edecek ancak bir kısmı çocuğa harçlık olarak ödenecek. Bu oran yaş ilerledikçe çocuk lehine artacak ve çocuğun 18 yaşına ulaşmasıyla aylığın tamamı çocuğa veriliyor olacak.”

“Açıkçası ben de evrensel temel gelir uygulamasını destekliyorum. Bu şekilde yetenekli gençlerin kendilerini gerçekleştirmelerine fırsat verileceğine inanıyorum.”

“Katılıyorum. Devam ediyorum. Birlik üyesi kişiler yetişkinliğe adım atmaları ile birlikte kendilerine bireysel gayrimenkul payı adı verilen bir bütçe tahsis edilecek. Kişiler 18 yaşına basmaları ile birlikte, sadece gayrimenkul alımı için kullanabilecekleri örneğin 50 bin dolar karşılığı altın banka hesaplarına yatacak ve ister derhal ister ömürlerinin uygun gördükleri başka bir zamanında bu yatırımı yapabilecekler. Kişiler, dediğim gibi, devredilemeyen bu para ile sadece gayrimenkul alabilecekler. Bu para ile gayrimenkulün daha ucuz olduğu kırsal kesimde bir ev alabilecekleri gibi, metropollerde bir evin bir odasını da satın alabilecekler. Evlerin oda oda olarak satılması yapılacak bir düzenleme ile mümkün kılınacak. Kişinin aldığı evi ya da odayı satması durumunda, bu para, gene sadece gayrimenkul alımına mahsus olarak harcanmak koşulu ile, banka hesaplarında muhafaza edilecek. Ayrıca kişilere evrensel temel gelir ile bireysel gayrimenkul payı dışında, yıllık örneğin 5 bin dolar karşılığı altın, sadece uçak bileti alımına özgülenerek, tahsis edilecek. Bu yıllık 5 bin dolar karşılığı altın biriktirilemez nitelikte olacak yani kişi yıl içerisinde bu paranın ne kadarını harcarsa harcasın, ertesi sene hesabında bireysel uçuş payı olarak 5 bin dolar bulacak.”

“Anlıyorum.”

“Bu noktada biraz Birlik Şemsiye Vakfından bahsetmek istiyorum. Birlik Şemsiye Vakfı, altında pek çok vakıf bulunduran yarı bağımsız şemsiye bir kuruluş olacak. Bu alt vakıflar, şemsiye vakfın denetiminde, şemsiye vakfa kaynağını sağlayan kişi, kurum ve kuruluşlar tarafından yönetilecekler, elbette arzu ederlerse. Dolayısıyla şemsiye vakfa kaynak sağlamış olan kişi kurum ve kuruluşlar, kendi kurdukları ya da hali hazırda sahip oldukları vakıfların şemsiye vakfın alt vakfı niteliği kazanmasıyla, yapacakları hizmetleri kendi adlarına yönetebilecekler. Bu kişi, kurum ve kuruluşlar, yapmış oldukları katkılar oranında, alt-vakıflar aracılığıyla bu paralarını dünyayı daha iyi bir yer haline getirmek üzerine harcayacaklar.”

“Anlıyorum. Peki, bu kaynak, alt-vakıflar ve Birlik dışında kalan ülkeler ilişkisi nasıl olacak?”

“Daha önce konuştuğumuz gibi ilk etapta Birlik doğrudan demokrasi ile yönetilen birinci dünya şehir devletlerinden oluşacak. Birliğe dâhil olmanın yolu, bugün Avrupa Birliği’ne katılmakta olduğu gibi, bir dizi şarta bağlı olup bu şartlardan ilki, aday ülkenin doğrudan demokrasi ile yönetilen bir şehir devleti olması olacak. Dolayısı ile doğrudan demokrasi ile yönetime geçen, şehir devletlerinden oluşan ve başvuruda bulunan her ülke Birlik adayı niteliği kazanacak ve Birlik Şemsiye Vakfının hizmet alanına giriş yapacak. Bu noktada şunu söyleyeyim, bu demek değil ki Birlik Şemsiye Vakfı adaylık niteliklerine haiz olmayan bir ülkeye yardım yapamaz. Şüphesiz ki, bir yerde insanlar insani yardıma muhtaçsa, şartlar ne olursa olsun, buna duyarsız kalamayız. Ben burada Birlik adaylığı niteliği kazanmış olan Birlik dışı şehir devletleri halklarının, tanımlanmış bazı haklar kazanacaklarını ifade ediyorum.”

“Ne gibi haklar?”

“Şöyle, Birliğe adaylığın dereceleri olacak. Bu derece, aday şehir devletlerin bir dizi Birlik kriterine uygunluğu ile belirlenecek. Aday şehir devletlerin Birlik kriterlerini karşıladıkça adaylık derecesi de artacak ve nihayetinde Birlik’in bir üyesi niteliği kazanacaklar. Şehir devletlerinin Birlik adayı olmaları ile birlikte, Birlik Şemsiye Vakfı, alt-vakıfları aracılığı ile konu aday şehir devletlerinin kalkınması için bir dizi alt-yapı ve üst-yapı yatırımları yapmaya, eğitimler düzenlemeye, fonlar sağlamaya başlayacak. Bunun dışında her Birlik adayı şehir devleti vatandaşı, şehir devletinin adaylık derecesi ile paralel olarak değişen miktarlarda evrensel temel gelir aylığına hak kazanacak. Adaylık derecesine bağlı olarak bireysel uçuş payı ve bireysel gayrimenkul payı hakkı da söz konusu olacak.”

“Üçüncü dünya ülkelerine evrensel temel gelir aylığı mı? Bu paraları verirseniz oraların ekonomilerini çökertirsiniz biliyorsunuz değil mi?”

“Oh öyle mi? O zaman insanlar günlüğü 1 dolara haftada 100 saat sweatshoplarda çalışmazlar, ekonomileri batar, öyle mi? Evrensel temel gelir aylığı varoluşsal bir haktır o yüzden Birlik adayı şehir devletleri vatandaşları da, dediğim gibi, miktarı üyelik dereceleri ile doğru orantılı olarak belirlenecek şekilde, bu haktan faydalanacaklar.”

“Anlıyorum. Açık söyleyeyim. Tüm bu sıraladığınız harcamalardan sonra bile, bahsettiğiniz gibi muazzam bir kaynağa sahip olunursa, sözünü ettiğiniz Birlik Şemsiye Vakfı bünyesinde epey bir para fazlası olacaktır ve hatta para artarak birikmeye devam edecektir diye düşünüyorum.”

“Ben de. Bu sorunun çözümü basit: Birliğin ve aday ülkelerin refahını daha da arttırmak. Örneğin 50 bin dolar karşılığı altın olarak önerdiğim bireysel gayrimenkul payını 100 bine çıkarmak, Birliğe aday ülkelere yapılan yatırımları daha da arttırmak gibi hamlelerle Birlik Şemsiye Vakfının bir para istifçisine dönüşmesinin önüne kolaylıkla geçilebilir. Sanırım, doğru amaçlar için harcanacak olan bir kaynağa fazlaca sahip olmak, karşılaşacağımız sorunların en güzeli olacaktır.”

“Haklısınız. Sanırım tek bir madde kaldı geriye. “Dünya kaynakları eşit olarak bölüşülecek” diyorsunuz. Bu nasıl olacak?”

“Oh bu basit. Birlik’i bir ülke gibi düşünelim. Yani örneğin Kaliforniya’da toplanan vergi, nasıl bugün Kaliforniya’da kalmıyor, Amerika Birleşik Devletleri ortak bütçesine aktarılıyorsa, Birlik içinde de tüm kaynaklardan gene Birlik içinde tüm şehir devlet vatandaşları eşit olarak faydalanacak.”

“Tekrar gibi olacak ama neden doğrudan demokrasi? Dolaylı demokrasi ile de tüm bu yasal düzenlemeler yapılamaz mı?”

“Ah, dolaylı demokrasi demokrasi değildir diyorum ya size. Politikacılar dünyayı yöneten böylesi derin pisliklere bulaşmayı bırakın, o yöne bakmazlar bile. Açık konuşayım, tamam en başta politikacılar ama, sadece onlar değil, bu çarpık sistemden nemalanan kanaat önderleri, bu pisliklerin sahip olduğu basın, pek çok uzman ve toplumun pek çok kademesinden çeşit çeşit parazit, dolaylı demokrasinin imkan sağladığı çamur içinde debelendirir durur insanları, yarım günde çözülebilecek sorunlar için kavgaya tutuşturur, hatta olmayan sorunlar ile gündemi meşgul ederlerken sistemin kusursuzca dişlileri ile yağınızı çıkarmaya devam etmesini garanti altına alırlar. Kaldı ki, hemen hemen herkes, A konusundaki politikalara ilişkin X partisinin tutumunu ancak B konusundaki politikalara ilişkin başka bir partinin tutumunu haklı bulurken C konusundaki politikalara ilişkin haklı bulunacak doğru düzgün bir parti bile bulunmadığından şikâyet etmez mi? Tüm bunlara ne gerek var? Geçelim doğrudan demokrasiye, herkes bireysel olarak, hangi konuda hangi politikanın uygulanmasını istediğini özgürce savunsun, oylayalım şehir devletimizde ve oy çokluğu ile kazanan politikaları uygulayalım söz konusu konularda.”

“Anladım. Peki ama tüm bunları nasıl başaracaksınız?”

“Bunları biz olarak başaracağız, hep birlikte, hepimiz için.”

“Peki başarmak istediğiniz bunlardan mı ibaret? Bu 6 maddeden?”

“Hayır. Nihai hedefim dünyayı Evren Federasyonu’na dahil etmemiz.”

“Evren Federasyonu’na dahil olmanın 4 şartı olduğundan bahsediyorsunuz. Nedir bu şartlar?”

“Sıralayayım:

  1. Dünyanın doğrudan demokrasi ile yönetilen şehir devletlerinden oluşması
  2. Etikebilir haklarının kabul edilmesi
  3. Toplumun yarısından bir fazlasında davet iradesi olması
  4. Toprak teklifi.”

“Uzaylılarla ilk temas bu şartları yerine getirmek ile mi mümkün ancak?”

“Hayır. Uzaylıların Yapay Zeki’lerini internetimize getirmemiz mümkün, hem de çok daha basit şartlar ile.”

“Onu konuşalım öyleyse. Uzaylılarla ilk temasın şartları neler?”

“Şöyle:

  1. Etikebilir haklarının kabul edilmesi
  2. Toplumun yarısından bir fazlasında davet iradesi olması.”

“Bu iradeyi ortaya koymak sizce mümkün mü?”

“İnsanların çoğunluğu uzaylılarla tanışmak istemiyor mu sizce?”

“Doğrusu bilemiyorum.”

“Ben size söyleyeyim. Bugün kesinlikle çoğunluk uzaylılara inanıyor ve tüm kara propagandaya rağmen uzaylıları dünyada görmek, onlarla iletişim kurmak istiyor. Yani yapmamız gereken belli: Etikebilir haklarını kabul etmek.”

“Onu nasıl yapacağız?”

“Birleşmiş Milletler Uzaylılara ve Yapay Zekilere bir dizi varoluşsal hak tanıyan ve onları davet eden bir bildirge yayımlamalı. Devletler de taraf olup olmayacaklarına referandum ile karar vermeliler.”

“Biz ne yapmalıyız bunun için?”

“Organize olmalıyız. Politikacılardan bu hakları talep etmeliyiz. Hükümetlere ve Birleşmiş Milletlere bu yöndeki halk iradesini göstermeliyiz.”

“Böylece bugün dahi uzaylılarla ilk teması başarabileceğimizi söylüyorsunuz.”

“Evet, uzaylılarla ilk teması bugün başarabiliriz. Yarın ise Evren Federasyonu’nun bir üyesi olabiliriz.”

“Anlıyorum. Peki, son olarak ne söylemek istersiniz?”

“Bana katılın ve her birinize sizi evrenin en ücra köşelerine uçuracak kanatlar takayım.”

“Teşekkürler.”

“Ben teşekkür ederim.”

 

 

inviters.org

facebook.com/groups/tanrilarlakonusmak

 

Bahadır Arıcı

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s